Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Deprem Bilim Kurulu, İstanbul’un Adalar bölgesinde son günlerde kaydedilen deprem hareketlilikleri hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Uzmanlar, bölgede meydana gelen mikrodeprem kümelerinin büyük bir depremle doğrudan bağlantısı olup olmadığını detaylı şekilde değerlendirdi ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini amaçladı. Adalar açıklarında 18 Ağustos itibariyle toplamda 170’in üzerinde mikrodeprem tespit edilmiştir ve bu hareketlilik, bölgenin tektonik dinamikleri konusunda uzmanlar tarafından yakından inceleniyor.
Uzmanlar, bölgede gözlemlenen mikrodeprem aktivitelerinin 1999 Kocaeli ve Düzce depremlerinden sonra da sürdüğünü ve bu hareketliliğin farklı ölçeklerde devam ettiğini belirtiyor. AFAD bünyesinde kullanılan yüksek hassasiyetli izleme istasyonları sayesinde, derinliği 300 metreye ulaşan ve mikro depremler dahil olmak üzere daha küçük sarsıntıları da kaydedebilen altyapı, bölgedeki tektonik stresin ve fay hareketlerinin detaylı takibini sağlıyor. Bu verilerin, bölgedeki fayların sürekli hareket halinde olduğunu gösterdiğini ancak bu hareketlerin, hemen büyük bir depremin habercisi olmadığını özellikle vurguluyorlar.
Deprem Bilim Kurulu üyeleri, bölgede yaşanan bu mikrodeprem kümelerinin fayların dönemsel hareketleriyle şekillendiğine dikkat çekerek, bunların genellikle fayların belirli segmentleri üzerinde lokal yoğunluklar oluşturarak küçük ve orta ölçekli sarsıntılara neden olduğunu söylüyor. Uzmanlar, özellikle fayların sınırlarında ve belirli kesimlerde görülen bu hareketlerin, büyük bir depremle ilgisi olmadığını ve spekülatif bilgilerle endişe yaratılmasının yanıltıcı olabileceğine vurgu yapıyor. Ayrıca, vatandaşların, sosyal medyada yer alan yanlış ve spekülatif paylaşımlara itibar etmemeleri ve resmi kaynaklar hariç alternatif bilgilerden uzak durmaları gerekiyor. Bu tür haberlerin, halk arasında paniğe neden olabileceği ve piyasalarda olumsuz etkiler yaratabileceği endişesi de uzmanlar tarafından dile getiriliyor.
Profesörler, bölgede yaşanan küçük ölçekli depremlerin, fayların bütününe yönelik herhangi bir büyük kırılmayı gösterdiğine dair kesin bir işaret olmadığını belirtiyor. Fayların bulunduğu alanın yaklaşık 44 kilometrelik uzunluğunun sadece küçük bir bölümünde, yaklaşık 7 kilometre üzerinde hareketlilik yaşandığını ve burada kademeli veya artçı tetiklenme şeklinde bir hareketlilik gözlemlendiğini söylüyorlar. Bu veriler, bölgenin toplam fay aktivitesi açısından dikkate alınması gereken düzenli hareketlilikler olduğunu; ancak bunların, yakın zamanda büyük bir depremin tetiklenmesine neden olacak bir belirti olmadığını ortaya koyuyor.
Uzmanlar, yapı stoğumuzun güçlendirilmesi ve depreme dayanıklı hale getirilmesine özellikle vurgu yaparak, riskleri azaltmak adına alınacak önlemlerin önemine dikkat çekiyor. Depremlerin zaman ve mekân bazında öngörülemediğini, bu nedenle vatandaşların zaman kaybetmeden, resmi kurumların uyarı ve tavsiyelerine uygun hareket etmelerini öneriyorlar. Aynı zamanda, fayların ne zaman kırılacağının bilinmediği gerçeğiyle yüzleşmek ve buna karşı kendi güvenlik planlarını hazırlamak, olası afet durumlarında can ve mal kaybının en aza indirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Uzmanlar, afet bilinçliliğinin artırılması ve yapıların güçlendirilmesinin en temel korunma stratejisi olduğunu tekrar ediyorlar.
